KIŞA ÖVGÜ


Farklı gözlerden kış mevsimini izlediğimiz mevsimler antolojisi yazı dizimize sevgili Filiz Telek’in paylaşımıyla devam ediyoruz. Bir yandan komşunuz doğayla buluşmak için fırsat kolluyor, diğer yandan bedeninizi ve ruhunuzu saran ‘kış’tan bir türlü sıyrılamıyor musunuz? Varsın öyle olsun. Tıpkı Filiz’in dediği gibi belki şu an “yaşam enerjisini merkezine, köklerine çeken nar ağacını taklit etme” zamanıdır. Çok teşekkürler Filiz!

Filiz Telek yaklaşık 15 senedir gruplarla kolektif bilinç ve ortak akıl süreçleri üzerine çalışıyor. Kişisel farkındalık yolculuğuna çıktığından beri öğrendiklerini ve keşfettiklerini yazarak, fotoğraflayarak, kolektif öğrenme süreçleri tasarlayıp kolaylaştırarak paylaşan Filiz, bir yandan da yaşamın kutsallığını ve güzelliğini, her an ruhumuzdan yansıyan olasılıkların varlığını bize hatırlatan yaratıcı ifadelerin üretiminden keyif alıyor. 2010 yılında çıktığı kişisel şifa yolculuğunda temas ettiği dişi özünün rehberliğinde, 2013 yılında vizyonerliğini yaptığı ‘Kadınlar Şifadır’ (Women are Medicine) çemberinin tohumlarını ekti ve dünyanın farklı yerlerindeki kızkardeşleriyle birlikte bu tohumları filizlendirmeye devam ediyor. Yeryüzünü kutsal bir ana olarak seviyor, doğanın ilhamı ve şifasıyla yaşıyor, üretiyor ve şükrediyor.

KIŞA ÖVGÜ

Vücudumu hafifçe ısırarak uyaran soğuğu pek severim, hele bir de güneşli ve berrak bir kış günüyse.  Dipdiri hissederim kendimi, capcanlı! Hücrelerimin yenilendiğini ve titreştiklerini, “Yaşasın kış!” diye el çırpıp sevinçten zıpladıklarını hayal ederim sonra. Hele bir de penceremin önünde şarkılar söyleyen kuşlar sabah rutinlerine başladılarsa açarım pencerelerimi mükemmel kış sabahlarına, soğuk gelmiş hoşgelmiş!

Güneyde bir köyde yaşadığımı belirteyim de okuduklarınız bünyede şok etkisi yapmasın. Soğuk dediğim yaza kıyasla tabi. Yoksa şöyle kuzey ülkelerinin soğukları vardı da biz mi istemedik? Hele bir de iklim değişikliğinin etkilerini iyice hissetmeye başladığımız bu günlerde Aralık ortasında 20 C olmasına şaşırmıyorum artık. Nerde o eski kışlar diye hayıflanıyorum tabi ve bazen kendimi içinde olduğu kazanın suyu yavaş yavaş ısınan kurbağa gibi hissediyorum. İşin kötüsü içinden zıplayıp çıkabileceğimiz bir kazan değil yeryüzü…

Evet daha şanslı günlerde soba yakılacak kıvamda oluyor hava ve ateşin simyası hemen etkisini gösteriyor üzerimde. Hele dışarısı gri, kapalı, tercihen yağmurlu ve kasvetli ise bırakıveriyorum kendimi ateşin sıcaklığına ve ışığına, kendi kişisel güneşim gibi ki aslında öyle. Kışın bu doğayla beraber yavaşlama ve içe dönme haline bayılıyorum, çılgın kalabalıklardan uzakta yaşamayı tercih eden ben için bir lütuf bu. Yaşam seçimlerimi doğanın döngülerini onurlandırabilecek ve ona uyumlanabilecek şekilde yapmaya çalışıyorum ve çok şükür hayat da bunu destekliyor. Bu demek oluyor ki kışın soğuk ve karanlık günlerinde ben de yaprağını döken ağaç gibi, kovanlarına çekilen arılar gibi yavaşlayabilirim, içime dönebilirim ve hatta durabilirim. Doğadaki her şeyin olduğu gibi mevsimlerin de bir bilgeliği, karşıladığı bir ihtiyaç var; yani soğuk, karanlık ve hatta kasvetli olmasının dahi bir sebebi var. Bunu kırsalda yaşadığım için daha iyi gözlemleyebiliyorum. Sürekli çalışmak, üretmek, yapmak, koşuşturmak doğal değil, normalleşmiş ama normal değil, sağlıklı değil, gerekli değil… Sadece tükenmişlik sendromu, depresyon ya da hastalık kapımızı çaldığında yavaşlamak ve durmak değil olması gereken, bünye ihtiyaç duydukça, mevsim koşulları bunu gerektirdikçe yapabilmek.
O yüzden kışa şükran ve saygı duyuyorum: beni yavaşlattığı ve içime dönmeye davet ettiği için, karanlığın bereketini deneyimlettiği için, zira o duruşun ve dinlenmenin içinde ne keşifler, ne farkındalıklar oluyor, ne tohumlar filiz veriyor gün bahara durduğunda. Sobanın yanına kıvrılıp bir kitapla ya da örgüyle, zihin ellere ve kalbe teslim oluyor, yaşam basıyor ilham gazına. Boşaltmadan kabı nasıl dolduracağız yeniden?

Bahçemdeki nar ağacı çıplak kaldı nihayet, sarı yaprakları altın bir dantel gibi saçıldı etrafa. Dallarda kalan son bir iki nar da nazlı nazlı sallanıyor ve akıbetini bekliyor sabırla. Yaşam enerjisini merkezine, köklerine çeken nar ağacını taklit etmek istiyorum ben de, babaannemden yadigar battaniyeme sarılıp sıcacık çayımı yudumlarken yavaşlığa ve kışa methiyeler düzmek istiyorum.

Filiz Telek