Kar, Kış, Soğuk Derken Aklıma Gelenler

“Abuk sabuk şeyler düşünmeye haliniz olmuyordu. Hayatta kalma koşullarına geri dönülüyordu. Düşmeden yürümeye çalışmak en büyük meditasyondu, bazı yollar girilmez olurdu ve ekmek bile gelemezdi bakkallara. Uzun yürüyüşler yapılırdı aynı filmlerdeki gibi.”

 

Kar, Kış, Soğuk Derken Aklıma Gelenler

“Tabii ki, ne demek! Haydi ne duruyorsunuz hemen gidin, kaloriferin yanına da ısının” dedi bize. Arkadaşımla birlikte bir saattir servis bekliyorduk. Çok üşümüştük. Çok da eğlenmiştik. Servisin gecikmesinden oldukça mutluyduk. Önümüzden kayarak geçen araçlara gülüyorduk. Apartmanın altındaki markete girip ısınmak istediğimizi söylediğimizde hemen içeri almışlardı bizi. Gofretlerimizi yerken ayaklarımızı büyük kalorifer peteklerine dayamıştık. O gün servis gelemedi. Yoğun kar yağışı ve buzlanma sebebiyle okullar iki gün tatil edilmişti. Oh ne keyif! Bizi telefonla arayan olmamıştı. Cep telefonları yoktu o zamanlar.

Türkiye’deki büyük şehirlerden ve özellikle İstanbul’dan başka dünyanın hangi şehrinde kar yağdığında öğrenciler, öğretmenlerin tüm itirazına rağmen bahçeye fırlayıp “tatil yağıyor” diye kahkahalar atar ki??? Belki de çocukluğumda kışı sevmemin bir nedeni de buydu. Öğrenciyken bir gün önceden tatil edildiğini pek hatırlamıyorum ama öğretmenlik yaparken de en sevdiğim şey, bir gece önceden tatil haberinin açıklanmasıydı; böylece sabah erkenden kalkıp hazırlanmamız gerekmezdi.

Çocukken kar yağdığında, şehirde her şeyin felç olmasını seviyordum. Sanki zaman duruyordu. Abuk sabuk şeyler düşünmeye haliniz olmuyordu. Hayatta kalma koşullarına geri dönülüyordu. Düşmeden yürümeye çalışmak en büyük meditasyondu, bazı yollar girilmez olurdu ve ekmek bile gelemezdi bakkallara. Uzun yürüyüşler yapılırdı aynı filmlerdeki gibi. Hatta bir keresinde ortaokuldayken öyle çok kar yağmıştı ki bir hafta okullar tatil edilmişti. Yolun kenarına yığılmış karlar boyumu geçiyordu. Her akşam birkaç aile buluşup yürüme mesafesindeki bir başka eve ziyarete gidiyorduk. Uzaktan duyduğum köpek ulumalarını şehre kurtlar indi diye yutturmuştu ağabeyim bana. Unutulmaz bir maceraydı benim için.

Kar yağdığında okullar tatil ediliyordu. Çocukluğumun stres kaynağı okul yok oluyor ve sadece oyun oynamak, yağan karın altında hiç durmadan dönmek kalıyordu sadece; her türlü malzemeyle karda kaymak, sonra donmuş ayaklarını acıta acıta ısıtmaya çalışmak ve sıcacık bir şeyler içmek… Çocukken kışın güzelliği kar demekti. Bembeyaz yağdığında her şey temiz görünürdü. İstanbul bile. Ama en kötüsü erime zamanıydı. Her şey çamura dönerdi ve kirlenirdi tekrar. Ama kar seven çamuruna katlanıyordu. Zaten çocukken çamur da başka bir “oyun” değil miydi?

Büyüdükçe her şey değişiyordu. İklimler de. İstanbul da büyüyor, genişliyor, kalabalıklaşıyordu. Gittikçe daha az kar yağmaya başladı stanbul’a. Yıllık temizliğini yapamaz oldu. Şehrin kirli sıcaklığı kar yağmasına izin vermiyor, mikroplar kırılmıyordu.

Sonra soğuk ama karsız kış ayları başladı. Ergenliğimin depresif zamanları… Kış kadar soğuk, İstanbul kadar kirli ve ergenliğim kadar yalnız ve mutsuz. Ama bu sefer de yoldaşımdı kış. İçim gibiydi. Benim gibiydi. Severdim kazağıma, paltoma, atkılarıma, bereme ve eldivenlerime sarınmayı. Soğuk iyice kasardı ve içime dönerdim. Hayallerime… Okuduğum kitaplara daha da derinlemesine dalardım. İstiklal caddesinde kitapçılardan yükselen müzikler eşliğinde yürürken kitaptaki kahramanlardan biri oluverirdim. Kar yağsın ya da yağmasın kış yoldaş olurdu içimin yalnızlığına.

Şimdi düşünüyorum da en sevdiğim mevsim diyemem kış için. Sevmiyorum da diyemiyorum. Çok da üşüyen biriyim hâlbuki. Ama silip atamıyorum kış mevsimini. Dört mevsimin de doğanın başka ihtiyaçlarını karşıladığını bilerek mevsimlere bakınca, her şey çok farklı görünüyor. Kış da diğer mevsimler gibi değişimin insan hafızasında ve algısında yarattığı bir başka güzellik aslında. Mevsimlerin farklı olması hatırlamayı kolaylaştırıyor. Tek düzelikten kurtarıyor bizleri. Doğada çeşit çok. İnsanın her çeşidi mevcut. Sıcaklıklar da çeşit çeşit. Her zaman sıcak olsaydı nasıl başlardık bir cümleye soğuk bir kış günüydü diye. İnsan beyni hatırlarken farklılıklara ihtiyaç duyuyor. Hem beynimiz hem becerilerimiz farklı mevsimlerin farklı koşullarında gelişiyor ve evrimleşiyor.

Farklı mevsimler, beden hafızamızda hatıralarımızın daha da ayrıntılı olmasını sağlıyor. Sadece sıcaklığı/soğukluğu düşünerek bile o duyguyu çağırabiliyoruz. Mesela kışın donarken ilkbaharın geleceğini düşünmek mutlu ediyor insanı. Aynı şekilde yazın sıcağında soğuk bir kış gününü hayal edip serinlemek iyi geliyor. Sonbahar soğukları başladığında yazlıkları kaldırıp kışlıkları açtığımızda o anneannemizin ördüğü kazağı tekrar giyeceğimizi hatırlamak ısıtıyor insanın kalbini.

Her şey değişiyor. Duygular da gelip geçici. Kış da geliyor, donduruyor…sonra da geçip gidiyor. Bunu kavrayınca olanı olduğu gibi kabul ediyor insan; ben kış mevsiminden kabul etmeyi öğrendim. Üşürken sıcaklığın güzelliğini, pişerken soğuk havanın hikmetini öğrendim.

Her şeye rağmen kış mevsimini yaşamayı seviyorum sanırım. Artık 40’lı yaşlarımdayım. Karsız bir İstanbul kışı yerine karlı/karsız ve soğuk Kazdağları kışını yaşamış biri olarak tercihlerim de netleşiyor. Dışarıda kar yağarken sıcak bir evde don atlet dolaşmaktansa tam ısınmamış bir mekânda sobanın yanına sokulup kestane yemeyi, havadan sudan ve tabi ki doğadan konuşmayı seçiyorum. Çünkü yazın yapamadığını yapıyor kış. Bizi bir araya topluyor, sıcak bir mekânın içinde uzun sohbetlere davet ediyor.

Mevsimlerin döngüsü doğanın döngüsüyle denk. Her mevsime ihtiyacı var doğanın. Her mevsimin yaratımı farklı. İnsanın psikolojisinin de ihtiyacı var döngülere. Sıcak da bir yere kadar soğuk da. Tam yeter artık havalar ısınsın dediğimizde ilkbahar gelip ufaktan alıştırıyor bizi gelecek sıcaklara. Tam artık bitsin bu kavurucu yaz diyoruz ki sonbahar yağmurları başlıyor ve ferahlatıyor hepimizi. Psikolojimizin de iyi olması için dengeye, döngüye, değişikliğe, farklılıklara ve sürprizlere ihtiyacımız var. Yeni fikirler ve yaratımlar için bazen içe dönmeye, düşünmeye, dinlenmeye daha az hareket etmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bu psikolojik hazırlanmanın mevsimsel karşılığı kış gibi geliyor bana. Düşünmek için daha çok zaman, içe dönmek, pupanın içinde büyümek, açılmadan önce içten içe güçlenmek, belki kararlar almak için… belki de en çok her şeyi olduğu gibi kabul etmek için…

Burcu Tekin

 


Comments are disabled for this post