Bu yıl kış zamanında geldi!


Kış antolojisi yazı dizimiz sevgili Oya Ayman’ın paylaşımıyla devam ediyor. Bu yazıyla, bembeyaz kar örtüsüyle kaplı bu soğuk kış günlerinin ardından baharın geleceğini hatırlamak hepimize iyi gelecek. Çok teşekkürler sevgili Oya!

Gazeteci yazar Oya Ayman serbest gazeteci olarak çeşitli mecralarda araştırma ve deneyimlerini paylaşıyor. Aynı zamanda Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği koordinasyon kurulunda yer alıyor, ekolojik yaşam bilgisinin yaygınlaşması konusunda çaba gösteriyor. Son üç yıldır İzmir’in bir dağ köyünde yaşıyor.

Bu yıl kış zamanında geldi!

İlk kez ilkokul birinci sınıfta, sınıfın arka duvarında, sararmış yaprakların döküldüğü bir resim olarak kafamda yer eden ”sonbahar”, bu yıl ne zaman geldi, nasıl geldi, pek anlamadım. Son üç ayda doğru dürüst yağmur yağmadığından mı (sadece bir kez), havalar bir türlü soğumadığından mı, üşüdüğüm için değil özlediğim için sobayı yakmamdan mı, bilmiyorum… Kış mevsimi öyle alametlerini göstere göstere gelmedi bu kez; pat diye geliverdi.

Ese gürleye, çılgınca gece boyu yağan yağmurun ardından, sıcaklık aniden sıfırın altına düştü. Toprağın çatlamış dudaklarından yağmur suyunu kana kana içtiğini duydum. Sararıp cansızlaşan otların, deli gibi yağan yağmurun ardından esen poyraz rüzgârına nasıl teslim olduğunu gördüm… Çınarların, dutların, ıhlamurların, kayısıların, kirazların, elmaların son kalan birkaç yaprağını da rüzgârla uğurladıktan sonra çırılçıplak uykuya daldıklarına tanık oldum… Herdem yeşil çam ve sandal ağaçlarının arasında, kahverengi yapraklarından bir türlü vazgeçemeyen meşelerin tatlı hüznünü hissettim. Ilık esen rüzgârın birden sertleşmesi, nefesimin bembeyaz bir dumana dönüşmesi, ellerimin üşüyüp çatlamaya başlamasıyla fark ettim kışın geldiğini; takvimler Aralık’ın ilk günlerini gösteriyordu.

Bu yıl kış ”tam zamanında” kapımızı çaldı.

Yaz erkenciydi; bütün meyveler, sebzeler, yemişler daha önceki yıllara göre neredeyse bir ay önce damağımızla buluşmuştu. Kurak ve nispeten sıcak geçen sonbahar ise kış hazırlıklarımızı geciktirdi. Kış da zamanında gelmezdi büyük ihtimal, diye düşünmüş olmalıyım ki; odunluğu henüz tam doldurmamıştım, bakla ve bezelyeleri yeni ekmiştim, öğle sonrası güneşlenip, muhabbeti koyulaştırdığımız verandadaki masayı içeri almaya bile zaman bulamamıştım.

Ve kış aniden geliverdi…

Artık üşüdüğüm için soba yakıyorum, verandadaki masanın üzeri iki kat naylonla kaplı, toprak sırılsıklam… Daha geçen gün, geceleri pencerelerini açık bıraktığım için içeriye sineklerin doluştuğu arabamın camlarını sabah ayazında buzlanmış buluyorum. Yazın kurumak üzere olan sulama göletimiz yavaş yavaş su doluyor. Köpeğimiz Sasha gecenin ayazından korunmak için kulübesinde uyuyor. Çeşmeler donabilir diye içeride büyük bidonlarda su biriktiriyoruz. Çamaşırlar artık sobanın yanıbaşında kuruyor. Bir de soğukta daha fazla enerji harcadığımızdan olsa gerek hepimiz daha iştahlıyız…

Bugünlerde güneş bulutların arasından görünüp bizi bahçeye çağırdığında, birkaç dakikalığına tenefüse çıkan çocuklar gibiyiz. Güneşin sıcaklığını ve buz gibi havayı ciğerlerimize çekip, fazla oyalanmadan sobanın sıcaklığına dönüyoruz. Doğa uykuya dalarken biz de yavaşlıyoruz… Nasıl olsa birkaç ay sonra toprak, ağaçlar, tohumlar uyanırken, biz de yavaş yavaş dışarıya çıkıp baharı karşılayacağız. Ama şimdi soba başı muhabbetlerinin, kestanenin, patlamış mısırın, bahara ve yaza dair hayallerin, bol bol kitap okuyup yazı yazmanın tadını çıkarma vakti…

Oya Ayman
Aralık 2016, Marmariç